Rise of Empires: Ottoman

Türk tarihi kahramanlıklarını konu edinen yapımlara ilgi duyuyorum. Yerli olsun yabancı olsun gördüklerimi izlemeye çalışıyorum. Bu tür yapımlardan beklentilerimi iki başltıkta özetlemek istiyorum.

Bir hikayeyi küresel ölçekte izletmek, okutmak istiyorsanız en iyi çekim tekniklerini,en iyi kurguları, en iyi oyuncuları bulmak ve uygulamak zorundasınız. Ancak belirli bir eşiği aşan yapımlar izleyiciyle özdeşleşebiliyor. Örnek olarak Brad Bitt'in oynadığı "Troy - Truva" filmi, "Braveheart - Cesur Yürek" ve "Mongol - Cengiz Han" örnekleri gibi. Üçünün de ortak özelliği benzersiz bir hikayeye sahip, üst düzey tekniklerle çekilmiş kült filmler olmasıdır. Hepimizin hafızasında yer etmişlerdir. Bizim bu klasmandaki ilk denememiz "Fetih 1453" ile oldu. Ancak küresel bir başarı yakalayamadı. Türkiye'de izlenmesinden ziyade, küresel anlamda izlenen klasikleşmiş bir yapım olmasını tercih ederdim. 

İkinci olarak bir tarihi diziden beklentim, kitlesel bakış açısını yansıtmasından ziyade salt tarihi gerçekliklerle ele alınması gereğidir. Ülkece gururumuzu okşamasına ihtiyacımızın olmadığını düşünüyorum. Dünyaca bilinen bir hikayeye sahip olmamız yeterlidir. Bu anlamda, çekilen filmlerin tarihi çarpıklık içermemesi, izleyicisine seyir zevki verirken konu hakkında bilgi sahibi olmasını kolaylaştırması gerekir.  Bu tanıma uygun olarak gördüğüm bir Netflix yapımı olan "Rise of Empires: Ottoman" hakkında düşüncelerimi paylaşmak istiyorum.

Louvre'dan Çaldığım Heykel

-Şu balık ağını görüyor musun? Baldırların bir kısmını ve çıplak ayağının bir tanesini yarı kapayan balık ağını? Küçük gümüş balıklarının çırpıntısıyla hâlâ yaşar gibi duran bu ağ çoktan eskimiş, yırtılmıştır. Kırmızı bakır rengi çoktan solmuştur. Şu dizlerindeki ağa gülen çocuğu görüyor musun? Çoktan ölmüştür. Ölmeden evvel ihtiyarlamıştır. Bu burun aksırmış, sümkürmüştür. Bu taranmadan rüzgârda güzel saçlar, bir gün tarandıktan sonra bile çirkinleşmiştir. Bir Napolili balıkçının baharını yakalayan artisti kıskanıyorum, ismine bakmayacağım. Yürü geçelim. [1]

Ladybird

Türkçe'de "Uğurböceği" olarak bildiğimiz, siyah benekli kırmızı böceklerin İngilizce'deki varyasyonlarından birisi de "Ladybird". Tabi "Ladybug" gibi farklı tabirler de kullanılıyor ancak Ladybird'teki naiflik bu kullanımı tercih etme sebeplerimden birisi oldu. 

Wikipedia'da Latincesi "Coccinellidae" olan bu böcek türü için bazı etimolojik tespitlerde bulunulmuş. Şöyle paylaşayım: 
The name coccinellids is derived from the Latin word coccineus meaning "scarlet". The name "ladybird" originated in Britain where the insects became known as "Our Lady's bird" or the Lady beetle. Mary (Our Lady) was often depicted wearing a red cloak in early paintings, and the spots of the seven-spot ladybird (the most common in Europe) were said to symbolise her seven joys and seven sorrows. In the United States, the name was adapted to "ladybug". Common names in some other European languages have the same association; for example, the German name Marienkäfer translates to Marybeetle. [1]